 |
|
 |
| Moralinizi yüksek tutun |
65 yaş ve üzerindeki insanların % 80'inden fazlasında kronik bir fiziksel rahatsızlık veya birkaç rahatsızlık bir arada bulunmaktadır. Ortopedik hastalıklar, hipertansiyon, kalp hastalıkları veya görme-işitme kayıpları gibi sorunlar kişinin yaşamını kendi kendisine sürdürmesini engellemekte ve yaşam niteliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Yine bu grupta ruhsal rahatsızlıklara da sık olarak rastlanmaktadır. Bazı kaynaklara göre, toplum içinde yaşlı erişkinlerin % 12'sinde tanı koyulabilecek bir ruhsal rahatsızlık bulunmaktadır. Tıbbi hastalıklar nedeniyle hastanede ya da bakım kurumlarında yatan yaşlı hastalarda ise bu oranlar % 40-70'e varmaktadır.
Toplumda tarama çalışmaları, özgül psikiyatrik tanıların yaşlılıkta da geçerli olduğu sonucunu vermektedir. A.B.D.'de 60 yaş ve üstündeki 4000 kişinin değerlendirildiği bir epidemiyolojik alan araştırması, yaşlı nüfustaki belirli psikiyatrik hastalıkların görülme biçimlerinin ve oranlarının daha kesin olarak saptanmasını sağlamıştır. Bazı ruhsal hastalıklar, yaygınlığın veya morbiditenin artması nedeniyle, yaşamın ileri evrelerinde daha ön plana çıkmaktadır. Bellek, dikkat, öğrenme, yargılama gibi bilişsel (kognitif) işlevlerde bozulmaya yol açan hastalıklar bunların başında gelmektedir.
Yaşlılarda ruhsal belirtilerin ruhsal hastalıklardan daha sık olarak ortaya çıkıyor olması, epidemiyolojik çalışmalarda önemli bir sorun oluşturmaktadır. Örneğin, hemen hemen bütün toplum taramalarında, ileri yaşlarda depreşil . belirtilerin diğer yaş gruplarına göre daha sık olduğu bulunmuştur. Bazı araştırmacılar, operasyonel tanı ölçütleri uygulandığında yaşlı grupta depreşil bozuklukların görülme oranının, yaşamın diğer evrelerine göre daha fazla olmadığını ileri sürmektedir. Buna karşılık yaşlı toplumun % 8'inde ciddi depreşil belirtilerin bulunduğu ve hastanede yatan yaşlı hastaların dörtte birinin depresyon tanısı alabileceği yolunda epidemiyolojik veriler de vardır.
YAŞLILIK NEDİR?
Tıbbi ve toplumsal gelişmelerin yaşlılığın sınırını sürekli olarak yukarı çekmelerine karşın genel uygulama 65 yaşın başlangıç olarak kabul edilmesidir. Ancak kronolojik yaşın tek ölçüt olması doğru değildir. Günümüzde her bir bireyin biyolojik, psikolojik ve sosyal yaşlarından söz edilmektedir. Bunun yanısıra "normal yaşlanma"ya ilişkin tek bir tanım yapılamamaktadır. Genç erişkinler arasında daha standart olan bazı psikolojik ve biyolojik ölçümlerin yaşlı toplumda bireyden bireye ya da gruptan gruba önemli değişiklikler gösterdiği dikkati çekmektedir. Bu değişkenlik, EEG, mental durum muayenesi veya depresyon ölçekleri gibi ölçüm araçlarının yaşlılıktaki duyarlılığını azaltmaktadır. Dolayısıyla bu gibi ölçümler temel alınarak normal yaşlanmanın tanımlanması güç olmaktadır. Değişik genetik ve sosyokültürel gruplarda normal yaşlanma özelliklerinin farklı olduğu öngörülmektedir.
YAŞLANMANIN PSİKOLOJİK YÖNLERİ
Erikson'a göre yaşamın sekiz evresi vardır ve bunların sonuncusu olan "benlik bütünlüğü" evresi yaşlılık dönemini kapsar.
"Bu evrede benliğin (egonun) en önemli görevi daha önceki evrelerde kazanılmış olan benlik özelliklerinin bütünleştirilmesidir. Benlik bütünlüğü, olumlu olumsuz, acı tatlı yanları ile bütün bir yaşamın olduğu gibi kabul edilişidir. Benlik bütünlüğünün sağlanamaması ise geçmiş günlerin iyi, yaşanmamış olduğu duygusu ve ölüm korkusu şeklinde ortaya çıkar." (Öztürk, 1994)
Yaşlı kişiler çeşitli kayıp ve güçlüklere karşı değişik tepkiler ve başetme çabaları gösterirler. Örneğin bedenselleştirme (somatizasyon) yoluyla bedensel yakınmalar ve hipokondriyazis geliştirebilirler. Bu (somatizasyon) ve diğer bilinçdışı savunma düzenekleri ile ortaya çıkan semptomlar, temaruzdan (yani yakınma olmadığı halde varmış gibi belirtme) farklıdır. Paranoid düşünce, yetersizlik duygularının yadsınması (inkar) ve yansıtılması (projeksiyon) ite ortaya çıkabilir. Gündelik yaşamdaki yetersizliklerin anksiyete yarattığı durumlarda, yaşlı birey bu sıkıntıyı hafifletmek için etkinliklerini kısıtlayabilir, yeniliklere direnir ve bağımlılık geliştirebilir.
YAŞLANMANIN SOSYAL YÖNLERİ
Yaşlılık, kişinin toplumsal rollerinde bir değişikliğe ve çoğu zaman da bir kayba yol açar. Çalışan insanlar için emeklilik, yaşlılıkla gelen en önemli değişikliklerden birisidir. Emeklilik, beklenen bir biçimde ve kişinin kendi isteği ile gerçekleşmişse bir ruhsal sıkıntı kaynağı olmamaktadır. Fakat emekliliğin, toplumsal normlarla belirlenmiş emeklilik yaşından çok daha önce ya da sonra olması ruhsal sıkıntıya ait belirtilerin ortaya çıkması riskini arttırmaktadır.
Evlilik durumu ileri yaşlardaki kadın ve erkek gruplarında birbirinden çok farklılaşmaktadır. 65 yaş üzerindeki kadınların % 40'ı eşleri ile birlikte yaşıyorken, aynı yaş grubundaki erkeklerin % 75'i eşleri ile birlikte yaşamaktadır. Eş kaybından doğan yas tepkileri depreşil belirtilerde artmaya neden olmaktadır. Dulluğa alışmakta en önemli desteğin arkadaşlık ve aile ilişkileri olduğu gözlemlenmektedir.
Yaşlı kişilerin çevresindeki sosyal desteğin ve ilişkilerin özellikle batılı toplumlarda giderek azalıyor oluşu bu kişilerin ruh sağlığı açısından ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Buna karşılık çocuklarla ve kardeşlerle, ilişkilerin ^sürüyor oluşu yaşlılıkta önemli bir duygusal doyum kaynağıdır. Yaşlı hastayla çalışan psikiyatrisi, çoğu zaman sosyal destek kaynaklarını saptayıp bunları harekete geçirmek için hasta ve çevresini yönlendirmek yükümlülüğü ile karşı karşıya kalmaktadır.
BİYOLOJİK YAŞLANMA
Gerontololojistler, biyolojik yaşlanmayı birincil ve ikincil yaşlanma olarak ikiye ayırmaktadırlar. Birincil yaşlanma, hücrenin genetik olarak belirlenmiş yaşam süresi ile ilgilidir. İkincil yaşlanma ise hastalıklar, yaralanmalar, kötü yaşam koşulları gibi çevresel etmenlerle ilgili bir kavramdır. Birincil yaşlanma, bütün organ sistemlerinde anatomik ve işlevsel olarak büyük yapısal değişikliklere yol açabilmektedir.
DUYGUDURUM BOZUKLUKLARI
MAJÖR DEPRESYON
Yaşlılarda görülen duygudurum bozuklukları arasında en önemlisi majör depresyondur. 65 yaş üzerinde majör depresyonun görülme sıklığı % 1-4'dür. Geriatrik psikiyatr birimlerine yapılan başvuruların % 60'ın oluşturmaktadır. Akut veya kronik fizikse hastalıkları olan yaşlı hastaların % 30'unda majör depresyon eşlik etmektedir.
Yaşlı hastalarda klinik tablo diğer erişkinlerle aynı olabilmekle birlikte bazı klinik özelliklerde göreli bir farklılaşma ortaya çıkmaktadır. Yaşlı grupta kendine güvensizlik ve suçluluk duyguları daha az görülürken, bedensel yakınmalar, dikkat toplama güçlüğü, bellekte zayıflama ve enerji kaybı daha ön planda olmaktadır. Ayrıca normal yaşlanma ile ilgili birtakım yakınmalar (uyku bozuklukları, iştah azalması, halsizlik, dikkat ve bellek bozuklukları gibi) depresyon belirtileri ile çakıştığı için tanı koymak daha zor olabilmektedir. Bu dönemde yakınların kaybı ile ortaya çıkan yas tepkileri de tanı sorununa yol açmaktadır.
MAJÖR DEPRESYONUN YAŞLILIKTAKİ DEĞİŞİK KLİNİK GÖRÜNÜMLERİ
Psikotik Depresyon
Yaşlı hastalarda en sık olarak görülen psikotik depresyon, psikogeriatrik yataklı birimlere yatış nedenlerinin % 40'ını oluşturmaktadır. Depresyonla ilgili duygudurum değişikliği (üzüntü, elem duygusu) veya fizyolojik belirliler (uykusuzluk, iştahsızlık), halüsinasyonlar, sanrılar ve davranış değişikliklerinden önce ortaya çıkmışsa tanı koymak daha kolay olmaktadır. Tanıyı kesinleştiren diğer özellikler ise sanrıların tipik depreşil sanrılar olması (kendini felaketlerden sorumlu görme ya da günahkarlık sanrıları gibi) veya daha önceden geçirilmiş bir depresyon öyküsünün bulunmasıdır. Bazı durumlarda hasta halüsinasyonlarını ve sanrılarını açık olarak ifade etmemekte, psikotik düzeyde bir davranış bozukluğu ön planda olabilmektedir. Ya da katatoni benzeri bir tabloya yemek ve ilacı reddetme eşlik edebilmektedir. Eğer önceden geçirilmiş veya süregelen bir psikotik bozukluk öyküsü yoksa, geç yaşta ortaya çıkan böyle bir klinik tablo, tersi kanıtlanıncaya kadar psikotik depresyon olarak kabul edilmelidir.
Maskeli Depresyon
Yaşlı hastalarda depresyonun fiziksel yakınmalarla maskelendiği uzun zamandır bilinen ve tartışılan bir konudur. Anatomik veya fizyolojik bozukluklara bağlı olmayan ya da bunlarla oransız şiddette ortaya çıkmış olan çok sayıda bedensel yakınmalar vardır. Yaşlılarda fiziksel hastalıklar da sık olarak bulunduğu için bu sendromun tanımlanması oldukça güç olmaktadır. Depresyonun fizyolojik belirtilerinin görülmesi ile birlikte fiziksel yakınmaların sayısı ve şiddetinde artma, fiziksel hastalıklarla açıklanamayacak acaip fiziksel yakınmaların ortaya çıkması ya da yakınmaların sosyal stresle ilişkili olması klinisyeni altta yatan bir majör depresyon konusunda uyarıcı olmalıdır. Hastanın bedensel şikayetlerine karşı tepkisi aldırmazlık, kayıtsızlık olabileceği gibi hipokondriyak bir uğraşı içine girebilir ve organik bir rahatsızlığın varlığına kesin bir inanç geliştirebilir.
Psödodemans
Bu klinik tablo "depresyonun demans sendromu" olarak da bilinir. Depresyonda bilişsel (kognitif) işlevler bozulmakta ve hastalar bilişsel işlevleri ölçen testlerden düşük puanlar almaktadır. Ancak test puanları nadiren ciddi organik demansı olan hastaların puan düzeyine düşmektedir. Ayrıca demansın özellikle ileri evrelerinde görülen davranış bozuklukları bu hastalardadır. Morris ve arkadaşları yaşlılık ve travma sorununda mortalitenin diğer yaş gruplarına göre oldukça (azla olmasını yandaş hastalıkların varlığına bağlamışlardır. Yaralanma ağırlığı skoru aynı olan, diğer bir deyişle anatomik yaralanmaları aynı olan kişilerde mortalite daha fazla bulunmuştur. Yaşlılarda mortalite travma nedeni, yaralanmanın derecesi ve komplikasyonların varlığı ile ilişkilidir. Yaşlılıktaki travma sorununda önde gelen komplikasyonların infeksiyöz komplikasyonlar olduğu, bunu akciğer, kardiyovasküler ve renal komplikasyonların izlediği bilinmektedir.
|
|
|
|
 |